Çocuklarımıza İngilizce neden öğretemiyoruz? Bu soru anne, baba ve tüm akademisyenlerin cevap aradığı sorulardan birisidir. Bu soruya sağlıklı cevap verebilmek için süreci etkileyen tüm unsurların dikkatlice irdelenmesi gerekir. Aksi takdirde kısır bir döngü etrafında dolaşıp sonuca ulaşamaz, aradığımız cevabı bulamayız.

Çocuklarımız ilkokul 4’ten lise sona kadar İngilizce dersi alır. (Özel okullarda bu süreç anaokulu seviyesine kadar inebilmektedir.) Üniversitede İngilizce dersi almalarına rağmen ileri düzeyde İngilizce konuşamazlar. Bu sonucun sorumlusu olarak kimi sistemi, kimi Milli Eğitim Bakanlığını, kimi öğretmenleri, kimi ders kitaplarını suçlar.

Çocuklar ilköğretimde 700 saat,  lisede 700 saat olmak üzere 1400 saat İngilizce dersi görür. 1400 saatlik program sonunda öğrencilerin % 90’ı başlangıç düzeyinde kalır.

Aslında bu çıkarımı şöyle de yapabiliriz; lisede yabancı dil bölümünden mezun olan ve üniversiteye yerleşen öğrencimiz yabancı dil hazırlık okuyor. Geçmiş yıllarda açıklanan şöyle bir istatistiği de sizlerle paylaşalım. Yabancı Diller Yüksekokulu’na kayıt yaptıran öğrencilerden 2008-2009 akademik yılında 934 öğrenciden %94.43’ü, 2009-2010 akademik yılında 1090 öğrenciden % 97.33’ü, 2010-2011 akademik yılında 1450 öğrenciden % 90.20’si ve 2011-2012 akademik yılında 1634 öğrenciden %83.29’u başlangıç düzeyinde İngilizce hazırlık programına dâhil olmuş. Üniversitedeki bu durum gösteriyor ki öğrencilerimiz ilköğretim ve lise düzeyinde İngilizce öğrenmeden mezun olmaktadır.

Mevcut sistem yabancı dilde söylenenleri duymayan, duygu ve düşüncelerini konuşamayan ve yazamayan bireyler yetiştirmektedir. Sadece cümle ve paragraf düzeyinde yazılı metinleri sözlük yardımıyla anlayabilen bireyler yetiştirmektedir.

Öğretmenlerin büyük bir bölümü İngilizcede dil bilgisini öğretmeye çalışıyor. Dili bir iletişim aracı olarak görmüyorlar. Dili derslerinde kullanmıyor ve ders ortamına taşıyamıyor. Sınav kâğıtlarında da iletişim adına hiçbir bölüm İngilizce değil. Bazı sınav kâğıtlarında okuma bölümleri ile karşılaşmakla birlikte, dinleme, yazma bölümleri yer almıyor. Konuşma sınavları yapılmıyor. (Üniversite hazırlık bölümlerinde Grammer, Vocabulary, Listining, Writing, Reading olarak farklı farklı alanlarda eğitim ve ölçme değerlendirme süreci vardır.)

Bu tür ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin öğrencilerin öğrenme süreçlerini doğrudan etkiler. Böyle bir süreç sonunda ürünlerin başlangıç düzeyinde kalması normal bir sonuçtur.

Milli Eğitim Bakanlığı içinde bu süreci denetleyip değerlendirecek, dönüt sağlayacak ve öğretmenleri yönlendirecek bir organizasyonun olmaması durumun ne kadar vahim olduğunu gözler önüne seriyor. Öğrenciler açısından duruma baktığımızda başlangıçta hevesli, katılımcı ve bir şeyler öğrenme hevesi yıllar geçtikçe yok oluyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here